Madem Türkiye büyüdü, neden 100 bin esnaf kepenk kapattı!

TÜİK'e göre, yılın ikinci çeyreğinde yüzde 10,3 küçülen Türkiye ekonomisi, yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 6,3 büyüme gösterdikten sonra son çeyrekte de yüzde 5,9 büyüdü. Peki Türkiye madem büyüdü, 1 yılda neden 100 bin esnaf kepenk kapattı?

PAYLAŞ

Hafta başında açıklandı: Türkiye, Kovid-19 pandemisinin tüm yıl boyunca etkisini hissettirdiği 2020 yılını birçok gelişmiş ülkenin aksine yüzde 1,8 büyümeyle kapattı.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayınladığı verilere göre, yılın ikinci çeyreğinde yüzde 10,3 küçülen Türkiye ekonomisi, yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 6,3 büyüme gösterdikten sonra son çeyrekte de yüzde 5,9 büyüdü.

Peki Türkiye madem büyüdü, 1 yılda neden 100 bin esnaf kepenk kapattı?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) 128 milyar doları nereye uçtu, net rezervi neden eksi 45 milyar dolara geriledi?

İşte bu soru ve benzer birçok soru cevap bekiliyor. 

Bu çelişkileri gündeme taşıyanlardan biri de İYİ Parti'nin ekonomist Genel Başkan Yardımcısı Erhan Usta oldu.

TBMM Genel Kuruluna hitap eden Usta şunları kaydetti:

"Gayrisafi yurt içi hasıla rakamları açıklandı, 2020 yılı. Ben buna ilişkin bir değerlendirme yapmak istiyorum: Bu rakamlara göre, aslında bütün dünya küçülürken, hemen hemen bütün ülkeler küçülürken Türkiye'nin büyüdüğünü ilan eden bir açıklama yapıldı. Tabii, şimdi vatandaş şunu soruyor: “Madem Türkiye büyüdü, niye kuru ekmeği bulanı tok sayıyorsunuz?” Vatandaş şunu soruyor: “Neden millet çöpten yiyecek topluyor, madem Türkiye büyüdü?” “Madem Türkiye büyüdü, TRT neden ‘Çöpten nasıl sağlıklı gıda toplanır?’ diye belgesel yapmak zorunda kalıyor?” Bunları vatandaş bize soruyor. Aynı zamanda, şunu söylüyor: “Siz ‘Türkiye büyüdü.’ diyorsunuz, ben işimi kaybettim.” 1 milyon 100 bin kişi işini kaybetmiş, işsiz sayısı geçen yıla göre 4 milyon üzerinde artmış. Dolayısıyla madem Türkiye büyüdü, niye esnaf kepenk kapatıyor? Madem Türkiye büyüdü, neden emeklisi, asgari ücretlisi, memuru, işçisi perişan durumda.

Şimdi o zaman, bu rakama yani 1,8 büyüme rakamına, bir miktar daha detayına inerek bakmak gerekiyor. Benim en sonunda geleceğim nokta şudur: Bu, sağlıklı ve tutarlı bir büyüme değildir; niteliksiz, kalitesiz bir büyümedir, hatta bunun bir büyüme olup olmadığı konusu da şüphelidir. Birazdan o konularda size kanıtlar ortaya koyacağım, yine TÜİK rakamlarıyla. Konuştuğumuz her şey, bütün rakamlar TÜİK’in detay rakamlarıdır değerli arkadaşlar.

Şimdi, öncelikle, kişi başı gelir açısından bakalım. Bu rakamla birlikte, Türkiye, aslında AK PARTİ bir rekor kırdı. Türkiye yedi yıl üst üste kişi başı gelir açısından küçülüyor, yedi yıl üst üste; bu, cumhuriyet tarihinde ilk olan bir şey arkadaşlar. Yani İkinci Dünya Savaşı zamanlarında dahi, en fazla 4 defa küçülmüşüz üst üste, kişi başı gelir açısından. Ancak mesela, 2001 krizinde 1 defa küçüldü, hemen 2002’de Türkiye, toparlandı, devam etti yoluna. 1994 krizinde aynı şey oldu, diğer krizlerde benzer şeyler oldu. Dediğim gibi, sadece İkinci Dünya Savaşı esnasında, o günün getirdiği zorluklar çerçevesinde 4 defa üst üste küçülmüş olan Türkiye, bu, yeni rakamların ilanıyla 7 defa üst üste küçülen bir ekonomidir.

En son kümülatif küçülmesi, kişi başı gelir açısından, Türkiye'nin son yedi yılda yüzde 31,7’dir. Daha bu konuştuklarımız da dolar cinsinden, nominal rakamlardır; malum, dolarda da enflasyon var, dolar enflasyonunu göz önünde bulundurduğumuzda durum daha da vahim. En son açıklanan rakamlarla 2013 yılına göre toplam millî gelir kaybı 241 milyar dolardır. İşte, o yüzden vatandaş az önceki şikâyetleri yapıyor, işte, o yüzden vatandaş perişan hâlde, işte, o yüzden vatandaş bu büyümeyi hissetmiyor. Şunu da hemen ifade edeyim: Burada dolar kuru da 7 liradır yani öyle çok yüksek bir dolar kuru değil, gelecek yıl açısından yani 2021 yılı açısından da durum daha sıkıntılı olarak görülmektedir.

Değerli arkadaşlar, tabii, büyümeye metodoloji olarak -biliyorsunuz- 3 şekilde bakılıyor. Bunlardan birincisi: Aslında, büyüme, hesaben bakıldığında, üretim yöntemiyle hesap ediliyor. İşte, tarım sektöründe ne kadar üretim oldu, imalat sanayisinde, madencilikte veya hizmetler sektöründe ne kadar oldu diye bunlara tek tak bakılıyor, buradan bir büyüme hesap ediliyor. Bu büyüme sonradan getiriliyor, harcama tarafından bu tutturulmaya çalışılıyor. Bu kısmın çok önemli olduğunu düşünüyorum. 5 trilyon 47 milyar liralık bir millî gelire ulaşılmış, harcama tarafından bakıldığı zaman bu rakama ulaşılamıyor. Ne yapıyorlar? Kalan kısmı, çok önemli bir kısmı stok değişimi ve hata kalemine atılıyor. Aslında baktığınızda, 2020 yılında 1,8 dediğimiz büyümenin 3,41’i işte, bu bahsettiğim hata kaleminden ve stok değişimi kaleminden geliyor. Böyle bir zamanda, finansman maliyetlerinin bu kadar arttığı, bu kadar sıkıntılı bir dönemde sizce firmalar, Türkiye’yi yüzde 3,41 büyütecek kadar, 230 milyar TL’lik bir stok artışı yapabilir mi? Bu mümkün değil, hiçbir iktisatçı buna inanmaz. Dolayısıyla, burada, yapılan işlemde bir sıkıntı var. O yüzden, tekraren şunu söylüyorum: 1,8 dediğimiz büyümenin 3,41’i yani daha fazlası stok değişimi ve hata kaleminden geliyor. Eğer burası normal, beklendiği gibi sıfır olmuş olsaydı bugün Türkiye 1,8 büyüdü değil, 1,7 küçüldü diye konuşacaktık. Dolayısıyla, bu anlamda kalitesiz, niteliksiz ve tutarsız bir büyümedir diyorum.

Diğer bir husus da şu: Bu büyümeyi doğru bir büyüme olarak kabul edelim, üretim tarafından baktığımızda bu büyümenin çok önemli bir kısmı -şimdi üretim tarafından söylüyorum bu sefer- finansal hizmetler ve sigortacılık sektöründen geliyor yani tabana yayılmış bir büyüme değil. Tabii, 2020 yılında bankalar ciddi kâr elde etti, sigorta şirketleri ciddi kâr elde etti. Ben, bunu birkaç defa dile getirdim. Bu pandemi döneminde şöyle veya böyle her tarafa bir miktar müdahale ettik.

Değerli arkadaşlar, bizim araçlarımızın, vatandaşın araçlarının da büyük filoların araçlarının yani ticari araçların da özel araçların da dört beş ay neredeyse hiç kontağına basmadık, hiç çalışmadı bu araçlar ama hepsinin kasko bedelleri ödendi, trafik sigortaları ödendi ve bunlara hiçbir uzatma verilmedi. Normal şartlarda poliçelerin en az üç dört ay uzatılması gerekirdi. İşte, bunları yapmadığımız için kazalar da az olduğu için sigorta sektöründe aşırı bir kâr artışı oldu ve geldi bu millî gelir büyümesi olarak, sanki bütün vatandaş da büyüme varmış gibi rakamları etkiledi. Dolayısıyla yani baktığınızda finans ve sigorta faaliyetlerinin 2020 yılında reel olarak yüzde 21 büyümesi nasıl olabilir? Şimdi, buradan baktığımızda 1,8’lik büyümenin, 0,9’unun finans sektöründen geldiğini bu anlamda görüyoruz değerli arkadaşlar.

Şimdi, “kalitesi düşük ve niteliksiz bir büyüme” dedik. Tabii, istihdamla ilgili sorunları biliyoruz. Kasım sonuçları itibarıyla, Türkiye’de istihdamdaki kayıp -yani bırakın çalışan sayısının artmasını, şimdi normal şartlarda büyüyen bir ekonomide istihdamda az da olsa bir artış olur- TÜİK rakamlarına göre 1 milyon 100 bin kişi. Geniş tanımlı işsizlikte ise 4 milyonun üzerinde bir artış var. İşte, bunların etkisini de yine millî gelir rakamları üzerinde görüyoruz. Onu nerede görüyoruz? Onu da gelir yöntemiyle bakılan millî gelirde görüyoruz. Burada baktığımızda iş gücü ödemelerinin millî gelir, daha doğrusu katma değer içerisindeki payı 2019 yılında yüzde 34,8’ken, 2020 yılında yüzde 33’e düşüyor yani emekçinin mağdur olduğu, emekçinin toplam hasıladan aldığı payın azaldığı bir büyümedir, bu büyüme. Kimin payı artmıştır? Hemen çok net bir şekilde onu da görüyoruz. İşletme artığı dediğimiz, kâr rakamları yani büyük firmaların, büyük zincir marketlerin –bunun içerisinde esnafta yok, esnaf mağdur, esnaf kepenk kapatıyor, esnaf zarar ediyor fakat tabii- ve bankacılık sektörünün “lead” ettiği, öncülediği, efendim veya birtakım işte, sigorta şirketleri tarafından ortaya çıkan bir büyümedir, bu büyüme. Bu anlamda baktığımızda bu büyüme ücretliye yansımayan, vatandaşa yansımayan bir büyümedir. Şimdi, tabii, bu rakamlara -bunlar bir büyüme rakamıysa bile bunlara- nasıl ulaşıldı, bunların bir bedeli var mı? Şu anda 1,8 büyüdük diye iktidar tarafı Sayın Erdoğan başta olmak üzere söylüyor da yani bunun bedelinin ne kadar ağır olduğunu, Türkiye’nin ne kadar ağır bir bedel ödediğini de mutlak surette görmemiz lazım. Önce özetini söyleyeyim: Bu politikalar sonucu yani pandemi döneminde uygulanan yanlış iktisadi politikalar sonucu; bir defa milletin borçluluğu arttı tüketiciler başta olmak üzere -birazdan rakamlarını vereceğim- enflasyon aşırı bir şekilde yükseldi, cari açık arttı, kuru tutamadılar, 8,50’ye vuran bir kur gördük, rezervler eridi, 128 milyar doların hesabını soruyoruz ve bundan sonra da sormaya devam edeceğiz, en sonunda da hiçbir şey olmadı, hiçbir sonuç alınamadı; en sonunda Merkez Bankası politika faiz oranını yüzde 17’ye yükseltmek durumunda kaldı. Dolayısıyla, pandemi döneminde yapılan iktisat politikaları son derece başarısız olmuştur, şeffaf değildir, usulsüzlüklerle dolu, milleti mağdur edici politikalar olmuştur. Şimdi bunların bir miktar detayına bakalım."

HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN