Sarıgül: Türkiye'yi ayakta tutan esnaf ve sanatkarlardır

Türkiye Değişim Partisi Genel Başkanı Mustafa Sarıgül, esnafın sorunlarını yerinde ve kalıcı olarak çözmek için esnaf bakanlığı sözü verdi. Mustafa Sarıgül, 'Türkiye'yi ayakta tutan esnaf ve sanatkarlardır' dedi.

PAYLAŞ
Sarıgül: Türkiye'yi ayakta tutan esnaf ve sanatkarlardır
Türkiye Değişim Partisi Genel Başkanı Mustafa Sarıgül, esnafın sorunlarını yerinde ve kalıcı olarak çözmek için esnaf bakanlığı sözü verdi. Mustafa Sarıgül, "Türkiye’yi ayakta tutan esnaf ve sanatkarlardır" dedi.

Sarıgül, "Bizler Türkiye Değişim Partisi olarak Türkiye’nin yaşadığı sorunlar karşısında başımızı kuma sokarak; “bilmiyoruz görmüyoruz ve duymadık” demek gibi bir kayıtsızlığı kabul etmiyoruz ve böyle bir eylemsizliği ret ediyoruz.” dedi.


Kuruluş amacının birinci ve en önemli maddesi olan esnafın sorunlarını yerinde ve kalıcı olarak çözmek için esnaf bakanlığı sözünü veren Türkiye Değişim Partisi Genel Başkanı Mustafa Sarıgül, "Türkiye’yi ayakta tutan esnaf ve sanatkarlardır" dedi.

Birinci önceliklerinin esnaf sanatkarların sorunlarını bilen tecrübeli bir kadro ile hizmet vermek olduğunu belirten Sarıgül'ün konuşmasından satırbaşları şöyle:

"Bölgesel vergi sistemini ile Anadolu’daki kazancın büyük kentlerdekilerle aynı olmadığını bu yüzden vergi oranlarının buna göre düzenlenmesi gerektiğini bu düzenlemeyle küçük Esnaf ve Sanatkarların üretim yaşam kalitesini yükseltmek amaçlanmaktadır. Son zamanlarda TDP’nin bu programı başka Partiler tarafından da dillendirilmekte ve Parti Programlarına alınmaya başlamıştır. Demek ki bizler bu konuda öncü ve örnek olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz."


Esnaf ve Sanatkarların her konuda sıkıntı yaşadığını vurgulayan Sarıgül, Türkiye Değişim Partisi'nin bu konuda hükümete önerilerini sıraladı:

"Kanun hükmü gereğince, sigortalılık için aranan koşullar dikkate alındığında, esnaf ve sanatkarlarımızın zorunlu sigortalı olarak BAĞ-KUR kapsamında değerlendirilmesinde, kendi adına ve bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmiş olması dikkate alınarak, vergi mükellefiyetinin oluşturulduğu tarihte başlatılmasında yasal zorunluluk bulunmaktadır. Bu nedenle, bu dönemde vergi kaydı bulunan ancak Bağ-Kur’a bildirimde bulunmamış kişilerin Kurum tarafından resen sigortalı sayılması gerekmektedir. Vergiden muaf olan kişiler açısından da, sicile kayıt yapılan tarih esas alınmalıdır.
Bu geriye dönük borçlanma hakkını sağlayarak 1985-2000 yılları arasında üzerine düşen ancak yerine getiremediği görevi de yapmış olacaktır.

Öte yandan, bir işyerinin 25 yıl kesintisiz faaliyet göstermesi hayatın olağan akışına da uygun değildir. Türkiye’de esnaf ve sanatkârların faaliyet sürelerinin kısalığı ve iflas etme oranlarının yüksekliği de göz önünde tutulduğunda 4b’li sigortalılarının prim ödeme gün sayısının 4a’lı sigortalılarla eşitlenmesi hakkaniyetin gereği olacaktır.

Sosyal güvenlik sistemimizde prim ödeme gün sayısını doldurup yaşı bekleyen 4a’lı sigortalılar emeklilik için gerekli prim gün sayısını tamamlamışsa yaş şartını doldurana kadar çalışmak ve prim ödemeye devam etmek zorunda değildir. Oysa 4b’li sigortalılar emeklilik prim gün sayısını doldurduğu halde (vergi kayıtlarının açık olması sebebi ile) faaliyetine devam ediyorsa sigorta primi ödemeye devam etmek durumundadır. Özellikle reform öncesinde sigortalı olanlar için prim ödemeye devam etmek emeklilik maaşlarını artırmamakta hatta azalmaktadır. Ayrıca prim gün sayısını tamamladığı halde prim ödemeye devam etme zorunluluğu Sosyal Güvenlik Kurumuna gelir sağlamakla birlikte devam etmek istemeyen sigortalılar açısından bir külfet olarak karşımıza çıkmaktadır. Kuruma gelir sağlamak sigortalının görevi olmayıp sigortalı sağlanan hak ve yapılan yardımlara karşılık gelmek üzere prim ödenmesinden sorumludur.

Reform sonrası işe başlayan sigortalılar için ise bu ödemeler emeklilik aylığına doğrudan yansıdığı için Kurum açısından gelir de söz konusu olmamaktadır. Ödenemeyen primlerden dolayı sosyal güvenlik sistemimizin aksayan yönü olan 4b sigortalılarına ekstra yük yüklememek için, prim gün sayısını dolduran sigortalılara prim ödemeye devam etmeyi isteğe bağlı hale getirmek gerekmektedir. Böylece ödeme zorluğu yaşayan sigortalılar bir giderden kurtulacaktır. Bu uygulama ayrıca sistemde kalmayı teşvik edecek, sistemin sigortalılar nezdinde meşruiyetini artıracaktır. Uygulamanın bu hale dönüştürülmesi halinde, prim ödeme gün sayısını doldurmuş kişiler sağlık yardımları açısından genel sağlık sigortasına tabi olacak olup, durumuna göre bu sigortanın gereklerini yerine getirip sağlık yardımlarından yararlanabilecektir.

Sonuç olarak; prim ödeme gün sayısını doldurup yaşı bekleyen 4/b’li sigortalıların emeklilik yaşını doldurana kadar prim ödemeleri hem zaten ödeme zorluğu yaşayan ve çoğu borçlarından dolayı sistemin dışından kalan sigortalılara yük teşkil ettiği, hem de ödenmeye devam edilen primler emeklilik maaşlarını artırmamakta hatta azalttığı için bu uygulama uygun görülmemekte olup yaşı doldurana kadar isteğe bağlı olarak prim ödenmeye devam edilmesi hem sistemde kalmayı teşvik edecek hem sistemin sigortalılar nezdinde meşruiyetini artıracak hem de ödeme zorluğu çeken sigortalılara kolaylık sağlayacaktır.


Bunun için, emeklilik için prim ödeme gün sayısını doldurup yaşı bekleyen 4/b’li sigortalılar bakımından prim ödemeye devam edilmesinin isteğe bağlı hale getirilmesi ile; Sigortalıların normal olarak (kısa ve uzun vadeli) primleri ödemeye devam etmesi halinde, ödenen primlerin emeklilik aylığının artmasını sağlayacak şekilde değerlendirilmesi, Prim ödemeye devam etmek istemeyen sigortalıların prim ödemeye devam etmemesi, sağlık yardımları açısından genel sağlık sigortasına tabi olması,
gerektiği değerlendirilmektedir.

Esnaf ve Sanatkarlarımız Ayakta Tedavilerde de Geçici İş Göremezlik Ödeneği Alabilmelidir.
4/a kapsamındaki sigortalılara (SSK’lılara); hastalıkları sebebiyle iş göremezliğe uğramaları halinde iş göremezliğin başladığı tarihten önceki bir yıl içinde, en az doksan gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olması şartıyla, geçici iş göremezliğin üçüncü gününden başlamak üzere her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verilmektedir.

Ancak 4/b kapsamındaki esnaf ve sanatkarlar sadece iş kazası, meslek hastalığı veya analık halinde ve her türlü prim borçlarının ödenmiş olması şartıyla, yalnızca yatarak tedavi süresince veya yatarak tedavi sonrası bu tedavinin gereği olarak istirahat raporu aldıkları sürede Geçici İş Göremezlik ödeneği alabilmektedirler.

Oysa, esnaf ve sanatkarlarımız da hastanede yatmasa dahi hastalıkları sebebiyle evlerinde istirahat ettikleri günlerde işyerlerini açamamakta ve gelir kaybına uğramaktadırlar. Kaldı ki, esnaf ve sanatkarımızın ödenmesi gereken çekleri ve senetleri hastalığı nedeniyle işe gidemedi diye ertelenmemektedir.

Bu dönem için verilecek geçici iş göremezlik ödeneği bir nebze de olsa esnafların ve ailelerinin günlük geçimini karşılayacaktır.

Bu eşitsizliğin giderilerek, esnaf ve sanatkarlarımızın da hastalık ve ayakta tedavi süresinde geçici iş göremezlik ödeneği alabilmeleri konusunda düzenleme yapılmalıdır."

MESLEKİ EĞİTİM VE İSTİHDAM

Sarıgül, mesleki eğitim ve istihdam konusundaki görüşlerini de şöyle dile getirdi:

⦁ Milli eğitim sistemimizdeki temel sorunların başında eğitim ile istihdam arasındaki kopukluk gelmektedir. Bugün eğitim sistemimiz; bir yandan genel lise mezunu, herhangi bir mesleki bilgi ve beceriye sahip olmayan ve üniversite kapısından geri dönen milyonlarca gencimizi, bir yandan üniversite mezunu olup, halen istediği gibi bir iş sahibi olamayan azımsanamayacak sayıda gencimizi, diğer yandan ise mesleki eğitimden geçmiş ancak kendi mesleğinde istihdam edilemeyen çok sayıda gencimizi üreten çarpık bir sistem görünümü taşımaktadır.

Bunların yanında iş piyasasında özellikle ara kalifiye insan gücü bulma konusunda sıkıntı yaşandığı da dikkate alınırsa, eğitim sistemimizin verimsizliği ve kaynak israfı ortaya çıkmaktadır.

Eğitim sistemimizin iş piyasasının talep ettiği insan gücünü karşılar hale gelebilmesi için mutlaka eğitim ile istihdam arasındaki köprülerin kurulması ve işler hale getirilmesi bir zorunluluktur. Halihazırda var olan eğitim kurumları ile iş piyasasının aktörleri olan meslek kuruluşlarını, işçi ve işveren örgütlerini bir araya getiren mekanizmaların daha demokratik, katılımcı, etkin ve verimli çalıştırılmalarının sağlanması gerekmektedir.


⦁ Ülkemizde genel ve mesleki eğitim sistemi arasındaki orantısızlık mesleki eğitim sistemi içinde örgün mesleki eğitim ile çıraklık eğitimi arasında da görülmektedir. Bilindiği gibi, çıraklık eğitimi daha çok esnaf-sanatkarlar ve KOBİ’ler tarafından tercih edilen bir sistem olup, pratik eğitim tarafı ağır basmaktadır. İş piyasasındaki birçok ara insan gücü bu sistem içinden yetişmekte ve iş piyasası bu sistemden yetişenlerden memnun kalmakta ve tercih etmektedir. İş piyasasında bazı meslekler daha fazla teorik bilgi tabanı gerektirirken bazı meslekler daha fazla beceri gerektirmektedir. Teorik yönü ağır basan mesleklerin örgün eğitim yoluyla öğretilmesi doğru bir yaklaşım olmakla birlikte, beceri yönü ağır basan mesleklerin çıraklık eğitimine yönlendirilmesi ve çıraklık eğitiminin kalitesinin arttırılması önem taşımaktadır.

⦁ Son yıllarda çıraklık eğitimi ciddi şekilde ihmal edilmiş, zaten sosyal prestiji çok az olan bu sistem, geliştirilmek yerine yok sayılmıştır. Buna karşılık, toplumda yaşanan yoğun işsizlik ve çıraklık eğitimine girişte aranan üst yaş sınırının kalkması nedeniyle, düz lise ve üniversite mezunu işsiz gençlerin çıraklık eğitimi yoluyla kendilerini yeni meslek alanlarına yönlendirmesi mümkün olmaya başlamıştır. Bu kesim için ciddi bir alternatif olan çıraklık eğitiminin eğiticisiyle, eğitim ortamıyla ve eğitim programlarıyla yenilenmesi ve geliştirilmesi, bir yandan mesleki eğitim sistemimizi geliştirirken, diğer yandan da işsizlik gibi toplumsal bir tehlikenin giderilmesine katkı sağlayacaktır.

⦁ Ülkemizde mesleki eğitim sistemimizin temellerini oluşturan, hukuki alt yapıyı kuran 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununun tarafları; devlet, işçi ve işveren kuruluşlarıdır. Mesleki eğitim bu üçlü yapının yakın işbirliği ve koordinesi ile gerçekleşebilecek bir eğitim modelidir. Mesleki eğitim aynı zamanda tüm eğitim türleri içinde en fazla maddi yatırım ve mali kaynak gerektiren eğitim türüdür.

Bu nedenle hiçbir ülkede mesleki eğitim sadece Devlet tarafından yürütülmemektedir. Mutlaka iş piyasasının diğer taraflarının bu eğitime katılması ve katkı vermesi gerekmektedir.

 

HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN