Garipler Yalnız Ölür, Duası Peşi Sıra


-Merhum Zakir Taşdemir'in anısına- Dün öğleden sonra acı haberi alıp sosyal medyada paylaşınca yitiğimizin yanı başında olduğunu anladım. Bir soluk  kadar, bir dokunuş kadar yakın. Bir Fatiha okuyacak kadar uzak olanı anladım. Halbuki Kur’an ölülere değil, dirilere inmişti. Merhameti, mağfireti, kurtuluşu, yardım etmeyi unuttuğumuz demiyorum/diyemiyorum da çok gördüğümüz arkadaşımız Zakir Taşdemir’in vefatını. Milli Gençlik Vakfı’nın Yeşilırmak sokaktaki genel merkezinde toplu iğne ile kazıp, tutunmaya çalıştığı günleri. Ya Dışkapı’da Yıldırım Beyazıt Yurdu’nda ranza sohbetlerini…Ya Hamidiye’nin öğleden kalmış çorbasını ısıtarak yerken kebab tadında muhabbetimizi… Rahmeti bol olsun Erbakan Hocamın seçim otobüsünde anons yaparken, afiş asarken  yorulunca merhum Ali Soylu’nun mengene ellerinde can çekişmesini hatırladım.  Zakir senden o meşhur gülümseme kaldı be kardeşim… Hani söylemesen kimse bilmezdi senin Şavşat’lı olduğunu. Mikail’in şivesi yakayı ele verse de sen hep İstanbul Türkçesiyle  tane tane konuşurdun. Zaman mı tüketti seni, insanlar mı ? Saçlarına ak  düşeli MGV yıllarına rastlar. Zamanın suçu yok. Adın ‘Zakir ya senin’ zikredeceksin. Sabredeceksin. ‘Adın Zakir ya senin’ yanı başımızdaki beyinsizler gibi olmadığına şükredeceksin. Zakir Taşdemir TRT Avaz Kazakistan Temsilcisiydi. Pazar günü kalp krizinden vefat etti. Kalbi dayanamadı. Teklemişti daha önce… Yüküne isyan etmedi, emrine hele hiç Rabbimin…Ancak, fakat, ama, binaenaleyh, netice itibariyle, hülasa, sonuç olarak Pazar günü Ata yurdumda, ulu Hürkar Ahmet Yesevi’nin topraklarında uçmağa gitti. 28 Şubat’ın kördüğümünde Erbakan hocamın dizi dibinde, önünde, arkasında, sağında solunda ama dimdik duranlardandı Zakir Taşdemir... Satmadı, sattırmadı. Aldanmadı, aldatmadı. Molla Mücahit değil zaten Molla Müteahhit hiç olmadı. Ancak geçim derdine düştü mü insan hele hele aile büyüyüp çocukların ihtiyaçları ard arda sıralandı mı, bilirim çektiği çileyi… Bilirim kaçamak gözlerini, bilirim terleyen ellerini, bilirim mahcup duruşunu… Hani oradan bakınca deve dişi görünen, koftiden dava adamları vardır ya makam sahibi olurlar, çakarlı arabaları vardır, korumalar pervane, düne kadar “ağbi”dir sonradan ekselans muamelesi ister/bekler…Sana lütfedecektir, babasının bağından bir salkım üzüm verecektir. Zakir’in saçı jöleli değil diye,  dar takımlar, parlak ayakkabılar giymiyor diye, aklını, fikrini imanını manda ve himayecilere,  eklemlenmiş cemaatlere satmıyor, kullandırmıyor diye; kadroyu, makamı çok gördüler. Hep talepkar oldu. Ama kuldan değil haşa…Aklına yatsa da vicdanı isyan etti “Neden?” dedi. Cevap bilindik: -Senin bilmediğin şeyler var Zakir! Zakir bilirdi de, yılların hatırı var. Biz, birdik. Safımız belli, istikametimiz belli idi. Rabbimin izni ile Erbakan Hocam dünya sevgisini işlemedi kalbimize, Allah yolunda yürümek, Hakkı anlatmak  nakış nakış işlendi. Sonra iki olduk. Üç olduk. Dört olacağız, beşe gidiyoruz. Bizim bize ettiğimizi  kimse bize etmedi. Şimdi “neden böyle oldu?” diye  kendilerinde kabahat aramamak için yurt parasına, karın tokluğuna, gurbete katlanan, geçim ehli olmasa, ekmeksiz, yurtsuz, burssuz kalacak gariban vatan evladına  fatura kesip, yeni kalkacak trene binmeye çalışan nasipsiz makam sahiplerine bu ölüm bir ders olsun. Ata toprağı da olsa aileden uzak, borcu harcı ödeme uğruna gurbette bir kardeşim öldü. Adı Zakir, soyadı Taşdemir… 'Bu ölüm  size ders olsun, ayağınızı denk alın' diyeceğim de hafif kalacak. Bu ölüm size kapak olsun. Bakalım bir Fatiha okuyanınız olacak mı? Yada bu yazı gibi bir/iki satır yazan. Ağlıyorum demiştin aşağıdaki şirinde.  Artık sen ağlama be kardeşim. Ağlama sırası bizde. Rahmetin bol olsun.   Yalnızlığıma Ağlıyorum Yalnızlığım; Bana miras kalan tek şey Ömrümün bütünü Dün kadar yakın çekilmezlik Yarın kadar uzak; gerçek Paylaşırken yalnız değilim varlığı, Yaşarken yokluğu, yapayalnızım. Ben iç çekerken yüreğimde, Parçalanan hatıralarımın, Yalnızlığımla paylaştığım güzelliği. Yalnız doğmak, yalnız yaşamak, Yalnız ölmek kadar yalın bir gerçeği, Yudumlamak, kaderimin ta kendisi. Sırtıma yüklediğim zorlukları, Yalnızlıkla artırdığım çekilmezlik, Kimsesiz kalmak kadar zor, Ölüm kadar acı Yüzüstü bırakılmış yolculuklarda, Sana varsam ne gam, Ne keder vuslata ersem, Zaferler kazansam, Zenginliklere ulaşsam. Ne gam yapayalnızlıkların, Miras kalmış tüketilmiş zamanı. Bana yalnızlığıma ağlamak düşmüş, Bana yol yorgunluğunda boğulmak Kavganın gürültüsünde elenmek, Zaferin sarhoşluğunda unutulmak, Bana yalnızlığıma ağlamak düşmüş. Bana acılarıma acılarımı merhem sürmek Bana, küçük sularda boğulmak, Bana, un ufak olup dağılmak, Yalnızlığıma ağlamak düşmüş, Yalnızca; yalnızlığıma ağlamak.   20 Ekim 1999/Ankara Zakir Taşdemir

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
14Tem

Esnafın Hasar Tespit Raporu

13Haz
03Haz

İnadına Çalışıp, Üreteceğiz

12May
12Nis