Korona derken, Siyaseti Koronalayacaklar !


Bir yandan Koronavirüs Covid19 ile mücadele diğer yandan “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyerek devletin kurulu düzenini, bekasını tehdit eden bir anlayış ile karşı karşıyayız. Boğaza takılan kılçığı çıkartmaya çalışanların dünyanın yeniden şekillenmesiyle birlikte Türkiye yönetiminden Erdoğan’ı gönderme hevesleri de ortaya çıktı. Özerk yönetim, bölgesel yönetim derken yerel hükümet sözü akıllarına tuvalette gelmiş değil. Bu sözün derinliği, bu sözün kriminal tarafı var. Bu söz Türkiye başta olmak üzere  İslam ülkelerini dize getirme, diz çöktürme affınıza sığınarak “dizdirme” projesinin kursaklardan fışkırmasıdır. Komplo teorilere kulak kabartırken Corona’yı hafife almamızın maliyetini virüsün neden olduğu ölüm sayılarında, bulaş sayılarında  görüyoruz. Korona’nın getirdiği insan sağlığı merkezli tehdit, ekonomik tehdide bunun da giderek siyasi dönüşüme neden olacağı açıktır. Türkiye ekonomik olarak da  siyasi olarak da yeni döneme hazırlanıyor. Bir süredir Cumhuriyet’in 100’ıncı yılında yeniden Türkiye Cumhuriyeti’nin yeniden şekillendirilmesinin teşebbüsünü, gayretini, projenin hayata geçirilmesini yazıyorum. Bu süreci yalnızca Erdoğan’dan kurtulmak değil Türkiye gibi kendi ayakları üzerinde durabilen, kendi kendine yetebilen ve en önemlisi teknoloji üretebilmesinin yanında yaygınlaştırabilme kabiliyetinin ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Bazı siyasilerin “Dünya yeniden kuruluyor” diyerek bayramlık elbiselerini giymelerini, el öpmeye çıkmaları Erdoğan sonrası siyasi düzen hayal etmelerindendir. Bilmiyorlar ki Erdoğan giderse kendileri de gidecek. Bu ihalenin mevcut siyasi liderlere bırakılmayacağı açık değil midir? Konuya geçmeden şunu belirteyim. Türkiye’nin bir hükümeti var. Yani merkezi hükümet sözünün sık sık kullanılması bile algı yönetimidir. Türkiye’nin yerel hükümeti yok, yerel yönetimi var. Evet Külliye’nin yeni döneme ilişkin siyasal yönetim planı var. Belki 2023 seçimlerine yetiştirilecek. Bölgesel yönetimler. Türkiye’nin Elazığ/Malatya depreminden başlayarak 2020 yılında sergilediği kriz yönetimi bu yeni sistemin provaları… Kendisine bağlı illeri yönetebilecek Koordinatör valiler, il gelirlerini de yönetebilecek güce gelecekler. Bazı valilerin seçimle iş başına gelme fikri tartışılıyor ancak bunun uygulanma süreci zaman alacak şekilde. Bunun önündeki tehditlin bitmez tükenmez sözde Kürdistan talepleri olduğunu biliyoruz. Bu yapılanma etnisiteye yönelik değil, ekonomik değerler merkezinden şekillenmesi planlanıyor. Bu tartışmaların odağında ki isim Ekrem İmamoğlu….İmamoğlu’nun 31 Mart 2019 seçimleri öncesi gündeme getirdiği “İstanbul Anayasası” sözünün başına neleri getirdiği, seçimlerin iptal edilmesine neden olduğunu hatta MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin “Seçimlerin iptal edilmesi beka meselesidir” dediğini yazmıştım. (https://esnafhabertv.com/imamoglunu-istanbul-anayasasi-sozu-yakti-15745.html) Elbette konu İstanbul olunca Batı’nın bu konuya yaklaşımı uluslararası platformda da gündeme gelmişti. Yeni Zelanda’da Cuma namazında Müslümanları şehit eden katil Brenton Tarrant saldırı öncesi yayınladığı 70 sayfalık bir manifestoda “Topraklarınızda huzur içinde yaşayabilirsiniz, size zarar gelmeyecek. Boğaz’ın Doğu yakasında. Ama Boğaz’ın Batı yakasında bir yerde yaşamayı denerseniz, Avrupa’ya gelirseniz sizi öldüreceğiz. Konstantinopolis’e gelir, tüm cami ve minareleri yıkarız. Ayasofya minarelerden kurtulacak ve Konstantinapol hak edildiği gibi tekrar Hristiyan şehri olacak” diyordu. İmamoğlu’nun iş başına gelir gelmez veri transferini de bu konu başlığında değerlendirmiştim.  (https://esnafhabertv.com/kod-adi-bati-yakasi-13979.html) Bunları “ben yazmıştım” demek için değil, kaynağa ulaşın, süreci takip edebilesiniz diye yazıyorum. Elbette solun umudu olan seçimlere bu imajla giren İmamoğlu’nun merkez sağdaki prametüre doğan siyasal hareketlenmeler karşısında merkez sağ için de umut olma durumunun oluşturulması için yoğun bir çalışma var. AK Parti’nin kurucusu isimlerin bu amaca yönelik algı yönetiminde yer aldığını ve nabız yokladığını duyuyorum da inadına şaşırmıyorum.  Bir siyasetçinin “Daha iyisi, daha yenisi buluna kadar şimdilik İmamoğlu” sözünün altını kalınca çizdim. Onun için ara sıra polemiklerle gündeme gelen İmamoğlu’nun yerel siyasetten çok genel siyasete yönelik mesajlarını bu bağlamda değerlendiriyorum. Geçen Mart ayının son günü medyascope.tv’de Ruşen Çakır’ın sorularını cevaplayan Ekrem İmamoğlu şunları söylüyor: “En az 2 yıllık çözüm, yapılanma ve hazırlık döneminin, dünyada ekonomik, sosyal ve diplomasi açısından her yönüyle etkili bir süreci yaşatacağını düşünüyorum…/… süreci pozitif bir yönetim biçimine ve şekillenmeye dönüştürecek ülkeler, önümüzdeki yılların, on yılların değiştirici ve dönüştürücü gücü olacak.”  Ne olacaksa iki yıl içerisinde olacak. Korona nedeniyle siyaset ertelendi. Kongreler ötelendi. Bu aşamada devletin sosyal restorasyon hamlesinin en önemli adımı olan İnfaz düzenlemesi bu hafta TBMM’de görüşülecek. Yüz bin insan cezaevinden çıkacak. Bazı cezalar ertelenecek, denetim serbestliğe dönecek. Türk siyasi tarihinin önemli siyasi afları var. Bunlardan biri 1974 yılında CHP-MSP’nin affı…Anayasa Mahkemesi 141,142 suçlularına affa dahil etti. 2000 yılındaki Şartla Salıverme Yasası’ndan sonra da indirim ve erteleme düzenlemesi yaşandı. Yeni Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2005’te Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması uygulamasının yürürlüğe girmesiyle yeniden af geldi. Burada değerlendirilmesi gereken ve “selden kütük çalacak” siyasi iradenin kararını yeniden siyasetin dizaynı için kullanacak olan Anayasa Mahkemesi’dir. MSP’nin “Beş bini aşkın 163. Madde mağduru affedilecek” diyerek destek verdiği 1974 af kanunu CHP’liler tarafından Anayasa Mahkemesi’ne müracaat ettiler. Anayasa Mahkemesi de bu kararı, sonradan eklenen maddenin anayasanın eşitlik ilkesine ters olduğu gerekçesiyle bozdu. Kanun tekrar Meclise gelip komisyonlarda yeniden ele alınması gerekirken, bozma kararı akabinde, “Anayasa Mahkemesi bu kararı bozmuştur” denilerek cezaevleri boşaldı. ‘Rahşan affı’ olarak bilinen şartlı salıverme düzenlemesini eşitlik ilkesine aykırı bularak kapsamının genişletilmesine karar veren Anayasa Mahkemesi oldu. Devlete karşı işlenen suçlar, örgütlü suçlar konusunda azmettiren konumunda bulunanlar için suçu af sınırları içerisinde değerlendirip; diğer örgütlü suçlarda kapsam dışı bırakılması AYM’nin alanı içerisinde değerlendirilecektir. Böylelikle siyasetin yargıya müdahalesini tartıştığımız bir noktada yargının siyasete müdahalesini göreceğiz. Demem o ki bölücü Kürt hareketinden içeride yatanlar da, FETÖ’den dolayı içeride yatanlar da af kapsamına alınabilecektir ki bu Türkiye için yeni dönüm noktasıdır. Erdoğan 2018 yılında bireysel başvuru kararına ilişkin “Ben bu kararı tanımıyorum” diyerek eleştirdiği Anayasa Mahkemesi hükümet için tahrip gücü yüksek siyasi kararlara dönüşümlere neden olabilir. Erdoğan’ın taktiksel stratejik siyasi hamleleri içinde bu konu ne kadar yer tutuyor bilmiyorum da işin özü şu ki Anayasa Mahkemesi devletin siyaseti yeniden dönüştürmesi için önemli bir anayasal aygıt olabilir. Anayasa Mahkemesi üyelerinin siyasallaştığını, iktidar karşıtı veya sempatizanı olduğuna ilişkin bir yorum yapmam da yapmayı da doğru bulmam. Ancak Halep oradaysa arşın burada…Yerel seçimlerden bu yana Türkiye’nin yeniden şekillendirildiğini yazdığım yazıda (https://esnafhabertv.com/projesini-projelendirdigimin-projesi-16406.html) belirttiğim gibi “Projesini Projelendirdiğimin Projesi” vizyonda… İyi seyirler…  

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
02Şub

Saadet Partisi Vites Büyüttü

27Oca
26Oca
12Oca

Oğuzhan Ağbi: Ben Geldim !

09Oca

Hele Bir Durun, Düşünün !